Sevgili okuyucularım,
İnsanları dikkatle gözlemlediğinizde çoğunun sürekli bir şeylerin peşinde koştuğunu görürsünüz. Bugün başka bir şey isterler, yarın başka bir şey. Bitmek bilmeyen bu isteklerin altında ise çoğu zaman görünmeyen bir eksiklik, bir doyumsuzluk yatar. Çünkü insan, sahip olduklarıyla yetinmeyi bilmediğinde ne kadar elde ederse etsin kendini tam hissedemez. Sürekli şikâyet eder, sürekli daha fazlasını ister ve hiçbir zaman gerçek anlamda tatmin olamaz.
Oysa bilge insanlar gönlün zenginliğinin malın çokluğunda değil, kanaat ve şükürde saklı olduğunu bilirler. Onlar mutluluğun sahip olduklarını çoğaltmakta değil, sahip olduklarının değerini fark etmekte olduğunu anlamışlardır.
İnsanların birçok isteğinin temelinde aslında gösteriş, beğenilme ve kendini ispat etme arzusu vardır. Bir ev alınır, bir araba alınır ve hemen başkalarının görmesi için sergilenir. Sosyal medyada kimi zaman insanların hayatlarını değil, sahip olduklarını göstermeye çalıştıklarına şahit oluruz. Elbette insanlar hayatlarından kesitler paylaşabilir; ancak her şeyde olduğu gibi bunun da bir dengesi vardır.
İstemek de böyledir. İhtiyaç ile hırs arasındaki çizgi kaybolduğunda insan kendi huzurundan uzaklaşmaya başlar. Kullanmakta olduğu telefon işini görmesine rağmen yeni çıkan modeli almak için maddi imkânlarını zorlayabilir. Belki bütçesini aşan bir arabayı sadece başkalarına karşı güçlü görünmek adına satın alabilir. Sonrasında ise bu yükün altında ezilir ve hayatından şikâyet etmeye başlar.
Atalarımızın söylediği gibi: “Ayağını yorganına göre uzat.”
Doymuş bir ruh, sahip olamadıklarının peşinde koşmaktan çok sahip olduklarının kıymetini bilir. Çünkü bilir ki arzuların sonu yoktur. Bir ev isteyen insan, onu aldıktan sonra daha büyüğünü ister. Sonra bir başkasını, sonra bir yenisini… Ancak çoğu zaman dönüp kendine şu soruyu sormaz:
“Ruhum gerçekten neyin peşinde?”
Çünkü mesele çoğu zaman ev, araba ya da eşya değildir. Asıl mesele insanın içindeki boşluğu neyle doldurmaya çalıştığıdır.
Bilge insan, her şeyden önce sağlığın, huzurun ve içsel dengenin ne kadar kıymetli olduğunu bilir. Hayatın gerçek zenginliğinin gösterişte değil, ruhun dinginliğinde saklı olduğunu fark eder.
Doymuş bir ruh aynı zamanda kalabalıklara ihtiyaç duymaz. Herkes tarafından sevilmeye çalışmaz, herkese kendini anlatmaya uğraşmaz. Kiminle yol yürüyeceğini, kime gönlünü açacağını bilir. İnsan ilişkilerinde seçici davranır; çünkü huzurunu korumanın değerini öğrenmiştir.
Burada amacım insanları yargılamak ya da eleştirmek değildir. Farkındalık vermektir. Ancak günümüzde birçok insan bilgiyi, deneyimi veya faydalı şeyleri paylaşmaktan çok kendi hayatını sergilemeye yöneliyor. Sürekli görünür olma isteğinin altında bazen sevgisizlik, bazen onaylanma ihtiyacı, bazen yalnızlık, bazen de içsel huzursuzluk yatabiliyor. İnsan ne kadar görünmeye çalışıyorsa, bazen o kadar görülmediğini hissediyor olabilir.
Oysa doymuş ruh, kendini göstermek zorunda hissetmez. Sessizliğin değerini bilir. Gösteriş yerine sadeliği, kalabalık yerine huzuru, sahip olmak yerine anlam bulmayı seçer.
Çünkü gerçek zenginlik; daha fazlasına sahip olmakta değil, sahip olduklarınla huzur içinde yaşayabilmektedir.
Doymuş ruh, mutluluğu dış dünyada aramaz. Çünkü bilir ki dışarıda bulduğu her şey geçicidir. Para azalabilir, makam değişebilir, insanlar hayatından çıkabilir, güzellik zamanla solabilir. Ancak insanın iç dünyasında kurduğu huzur kalıcıdır. Bu yüzden bilge insan, enerjisini sürekli daha fazlasını elde etmeye değil, kendini tanımaya ve geliştirmeye harcar.
Doymuş ruhun en belirgin özelliklerinden biri de kıyas yapmamasıdır. Başkalarının sahip olduklarına bakarak kendi değerini ölçmez. Çünkü her insanın yolu, sınavı ve kaderi farklıdır. Kıyas, insanın elindekilerin bereketini görmesini engeller. Şükür ise insanın gönlünü genişletir ve ruhunu zenginleştirir.
Günümüz dünyasında insanlar sürekli daha hızlı koşmaya, daha çok kazanmaya ve daha fazla görünür olmaya teşvik ediliyor. Oysa bazen durup nefes almak, sahip olduklarımızı fark etmek ve hayatın bize sunduğu güzellikleri görmek gerekir. Çünkü ruh, sürekli tüketerek değil; fark ederek, hissederek ve anlamlandırarak doyuma ulaşır.
Unutmayalım ki insanın gerçek değeri sahip olduğu eşyalarla değil; karakteriyle, vicdanıyla, merhametiyle ve ardında bıraktığı güzel izlerle ölçülür. Bir gün geriye dönüp baktığımızda hatırlanacak olan şey, ne kadar mala sahip olduğumuz değil; ne kadar sevgi verdiğimiz, kaç kalbe dokunduğumuz ve ne kadar insanın hayatına ışık olduğumuzdur.
İşte bu nedenle doymuş ruh, dünyanın geçici parıltılarına kapılmadan yaşamayı bilir. Çünkü onun aradığı şey gösteriş değil anlam, sahip olmak değil huzur, kalabalıklar değil gönül zenginliğidir.
Doymuş ruhun dili şükür, yolu sadelik, sermayesi ise iç huzurdur.
Sevgi ve ışıkla kalın!..
Bu yazıyı tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, bedava olarak ve bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (https://sevginin-isigi-sifa.com/) ile birlikte kopyalamaya ve dağıtmaya izin verilmiştir.