Gerçek sevgide hesap olmaz. O saf ve temiz enerjiyi karşı tarafa geçirmek, sevgiyi hem hissettirmek hem de hissetmek çok önemlidir. Çünkü sevgi yalnızca yazılardan ve sözlerden ibaret değildir. En önemlisi, gerçek sevgiyi davranışlarla hissettirebilmektir.
Hesaplı sevgide ise durum farklıdır. Karşı tarafın işine yaradığınız, bir ihtiyacını karşıladığınız ya da onun için bir şey yaptığınız sürece sevildiğinizi hissedersiniz. Yapılan iyiliklerin, verilen emeklerin ve söylenen sözlerin ardında çoğu zaman bir beklenti vardır. Oysa gerçek sevgide beklenti değil, içtenlik vardır.
Hesaplı sevgilerde o saf, temiz ve karşılıksız sevginin enerjisi yoktur. Çünkü gerçek sevgi, bir çıkar ilişkisine dayanmaz. Birine maddi ya da manevi bir yardımda bulunmuş olmanız, onun için bir şey yapmış olmanız ya da size bir fayda sağlaması gerekmez. Bazen hiçbir şey yapmadan, hiçbir karşılık beklemeden, yalnızca var olduğu için birini sevebilmek de mümkündür.
İşte gerçek sevgi budur: Bir insana hiçbir beklenti içinde olmadan, içtenlikle, saf ve karşılıksız bir sevgi duyabilmek; bu sevgiyi hem hissetmek hem de karşı tarafa hissettirebilmek… Çünkü gerçek sevgi hesap yapmaz, karşılık beklemez ve çıkarlara göre şekil değiştirmez. O, sadece kalpten gelir ve kalbe dokunur.
Her şey gönlünüzce olsun! Sevgi ve ışıkla kalın!.. Nurgül AYABAKAN
Hayatta bazı savaşlar vardır; kazanırsınız ama aslında kaybedersiniz.
Karşınızdaki insanı susturursunuz, haklı olduğunuzu kanıtlarsınız, son sözü söylersiniz… Ama bütün bunların sonunda içinizde bir yorgunluk, zihninizde bir ağırlık ve ruhunuzda huzursuzluk kalır.
İşte o zaman anlarsınız:
Bazı savaşları kazanmak, aslında kendinizden kaybetmektir.
İnsan çoğu zaman kendisini anlatmak, haklı çıkmak ve karşısındaki insanın düşüncesini değiştirmek için büyük bir mücadele verir.
“Beni anlamalı.”
“Doğruyu görmeli.”
“Yanlış düşündüğünü fark etmeli.”
“Bunu ona mutlaka anlatmalıyım.”
Derken farkında olmadan bir ego savaşının içine gireriz.
Saatlerce anlatırız, örnekler veririz, farklı bir pencereden bakmasını isteriz. Belki iyi niyetle yaparız bunu. Fakat bir süre sonra fark ederiz ki biz anlatmaktan yorulmuşuzdur, karşımızdaki ise anlamamaya devam etmektedir.
Çünkü bazı insanlar gerçeği görmek istemez.
Bazıları farklı bir bakış açısını kabul etmez.
Bazıları için önemli olan doğruyu bulmak değil, kendi bildiğinin doğru olduğunu kanıtlamaktır.
Özellikle sabit fikirli, egosu yüksek ve kendisini her konuda haklı gören insanlarla mücadele ettiğinizde bunu daha iyi anlarsınız.
Siz “Bir de buradan bak” dersiniz.
O, “Ben zaten biliyorum” der.
Siz anlatırsınız, o savunmaya geçer.
Siz örnek verirsiniz, o sizi suçlar.
Ve bir süre sonra konu artık futbol, siyaset veya başka bir mesele olmaktan çıkar.
Konu ego olur.
“Ben haklıyım.”
“Hayır, sen haksızsın.”
O anda gerçek, tartışmanın içinde kaybolur. Çünkü artık iki insan gerçeği aramıyordur; birbirini yenmeye çalışıyordur.
Peki kendimize hiç şu soruyu soruyor muyuz?
“Ben neden bu insanı mutlaka ikna etmek zorundayım?”
Neden beni anlaması bu kadar önemli?
Neden haklı olduğumu kanıtlamadan rahat edemiyorum?
Belki de asıl yüzleşmemiz gereken yer burasıdır.
Çünkü olgunluk her zaman haklı çıkmak değildir.
Olgunluk bazen susabilmektir.
Bazen geri çekilebilmektir.
Bazen “Ben düşüncemi söyledim, gerisi sana kalmış” diyebilmektir.
Herkesin sizi anlamak zorunda olmadığını kabul edebilmektir.
BAZI İNSANLAR DEĞİŞMEK İSTEMEZ
Siz bir insana ışık tutabilirsiniz ama gözlerini kapatmışsa karanlığı onun seçimidir.
Bir düşünce sunabilirsiniz ama kabul edip etmemek ona aittir.
Bu nedenle herkesi ikna etmek, herkesin yanlışını düzeltmek ve herkese kendinizi anlatmak zorunda değilsiniz.
Bazı insanlar hayatınıza size kimlerle konuşmanız gerektiğini değil, kimlerle konuşmamanız gerektiğini öğretmek için girer.
Bunu anladığınızda hayatınızda büyük bir değişim başlar.
SESSİZLİK BAZEN EN GÜÇLÜ CEVAPTIR
Bazen hiçbir şey söylememek, söyleyebileceğiniz en güçlü cümledir.
Çünkü sessizlik her zaman çaresizlik değildir.
Bazen sessizlik, kendinize duyduğunuz saygıdır.
“Ben kendimi sana kanıtlamak zorunda değilim.”
“Enerjimi bu tartışmaya harcamayacağım.”
“İç huzurumu senin egona teslim etmeyeceğim.”
İşte gerçek sessizlik budur.
Her tartışmaya cevap vermek zorunda değilsiniz.
Her suçlamayı açıklamak zorunda değilsiniz.
Her yanlış anlaşılmayı düzeltmek zorunda değilsiniz.
Çünkü hayatınızı başkalarının sizin hakkınızdaki düşüncelerini değiştirmek için yaşarsanız, bir süre sonra kendi hayatınızı yaşamayı unutursunuz.
FUTBOL, SİYASET VE EGO SAVAŞLARI
Bunu özellikle futbol takımlarında ve siyasi görüşlerde sıkça görüyoruz.
Karşınızdaki insan kendi takımını, partisini veya desteklediği siyasetçiyi öylesine sahiplenmiştir ki, yanlışları bile savunmaya başlar.
Siz ne kadar örnek verirseniz verin, ne kadar açıklarsanız açıklayın, kendi tarafını savunmaya devam eder.
İşte burada kendinizi tüketmeyin.
Bırakın kendi düşüncesinde kalsın.
Siz kendi doğrunuzu yaşayın.
Çünkü bazen en büyük özgürlük, başkasının yanlışını düzeltme görevinden vazgeçmektir.
“BEN” DİYEN İNSANLAR
Bir de hayatımızda sürekli kendisini öne çıkaran insanlar vardır.
Siz bir şey söylersiniz:
“Ben onu zaten biliyorum.”
Bir ürün alırsınız:
“Ben daha iyisini aldım.”
Bir kıyafet giyersiniz:
“Benimki daha güzel.”
Bir şey başarırsınız:
“Ben bunu yıllar önce yaptım.”
Bir fikir söylersiniz:
“Ben bunu senden daha iyi bilirim.”
Konuşmanın neresine girerseniz girin, bir şekilde karşınıza “BEN” çıkar.
Çünkü bazı insanlar konuşmaz; kendilerini ispatlamaya çalışırlar.
Sürekli üstün olduklarını göstermeye çalışırlar.
Kendi hatalarını görmek yerine başkasının hatasını ararlar.
Kendi eksiklerini kabul etmek yerine başkasını küçümseyerek kendilerini büyütmeye çalışırlar.
İşte böyle insanlarla mücadele ederken kendinize dikkat edin.
Çünkü onların egosuyla savaşırken siz de kendi huzurunuzu kaybedebilirsiniz.
Onlara kendinizi kanıtlamaya çalışırken kendi değerinizi onların onayına bağlayabilirsiniz.
Oysa sizin değerinizi onların düşüncesi belirlemez.
BIRAKIN HAKLI OLSUNLAR
Bazen karşınızdaki insanın haklı olduğunu kabul etmek değil, onun kendisini haklı sanmasına izin vermek gerekir.
Bırakın son sözü söylediğini düşünsün.
Bırakın tartışmayı kazandığını sansın.
Siz ne kazandınız?
İç huzurunuzu.
İşte asıl kazanç budur.
Çünkü bazen son sözü söylemek yerine sessizce uzaklaşmak, çok daha büyük bir güçtür.
Hayat bir savaş alanı değildir.
Her insan rakibiniz değildir.
Her farklı düşünce bir saldırı değildir.
Her yanlış, sizin tarafınızdan düzeltilmek zorunda değildir.
Bu yüzden enerjinizi seçin.
Zamanınızı seçin.
Kiminle konuşacağınızı ve kime kendinizi anlatacağınızı seçin.
Çünkü zamanınızı geri getiremezsiniz.
Enerjinizi her zaman yerine koyamazsınız.
Ve ruhunuzun huzurunu kaybetmenin bedeli, çoğu zaman bir tartışmayı kazanmanın değerinden çok daha ağırdır.
Unutmayın:
Sizi anlamayan herkese kendinizi anlatmak zorunda değilsiniz.
Sizinle aynı düşünmeyen herkesi değiştirmek zorunda değilsiniz.
Herkese haklı olduğunuzu kanıtlamak zorunda hiç değilsiniz.
Kendinizi biliyorsanız, vicdanınız rahatsa ve niyetiniz temizse, herkesin sizi anlamasına ihtiyacınız yoktur.
Çünkü gerçek özgürlük, herkes tarafından anlaşılmak değil; anlaşılmadığınız zaman bile kendi iç huzurunuzu koruyabilmektir.
Bu yüzden bazı savaşları kaybedin.
Bazı tartışmaları cevapsız bırakın.
Bazı insanların haklı olduğunu düşünmesine izin verin.
Ve gerektiğinde sessizce yolunuza devam edin.
Çünkü sonunda önemli olan kimin tartışmayı kazandığı değildir.
Önemli olan, o tartışmadan çıktıktan sonra ruhunuzda ne kaldığıdır.
Eğer içinizde huzur varsa…
Vicdanınız rahatsa…
Kendinize olan saygınızı kaybetmediyseniz…
İşte o zaman gerçekten kazanmışsınızdır.
Bazı savaşları kazanmak için değil, kendinizi kaybetmemek için terk edersiniz.
SAVAŞI KAYBET…
AMA İÇ HUZURUNU KAYBETME.
Her şey gönlünüzce olsun!
Sevgi ve ışıkla kalın !..
Nurgül AYABAKAN