MENFAAT VARSA ADALET YOKTUR

Sevgili okuyucularım,

Bazı kelimeler vardır; ağzımızdan çok kolay çıkar. Hele ki konu kendi çıkarlarımız olduğunda, bu kelimeleri daha da hızlı ve yüksek sesle dile getiririz. İşte o kelimelerin başında “adalet” gelir. Peki gerçekten adalet dediğimizde neyi kastediyoruz? Bu kavramı yalnızca talep ettiğimizde mi hatırlıyoruz, yoksa hayatımızın her alanında uygulayabiliyor muyuz?

Adalet, yalnızca bir hak arayışı değildir; aynı zamanda bir sorumluluktur. İnsanın önce kendisine, sonra çevresine karşı dürüst ve dengeli davranabilme becerisidir. Bu yüzden adaleti konuşmadan önce kendimize şu soruyu sormalıyız:

     Ben gerçekten adil miyim?

Çoğu zaman insan, haksızlığa uğradığını düşündüğünde adalet ister. Ancak aynı kişi, kendi yaptığı haksızlıkları görmezden gelebilir. Çünkü aynayı kendine tutmak zordur. İnsan, kendini sorgulamaktansa başkalarını eleştirmeyi tercih eder. Oysa gerçek adalet, önce insanın kendisiyle yüzleşmesiyle başlar.

Günlük Hayattan Örnekler

Adalet kavramını daha iyi anlamak için hayatımızdan bazı örneklere bakalım:

    Aile İçinde Adalet

Bir anne ya da baba, çocukları arasında ayrım yaptığında bu durum sadece o anlık bir haksızlık değildir; uzun vadede güven duygusunu zedeler. Örneğin bir çocuğun hatası sürekli görmezden gelinirken, diğerine daha sert davranılıyorsa burada adalet yoktur. Adalet, her çocuğa eşit davranmak değil; her birine hakkaniyetli yaklaşmaktır.

     Arkadaşlık İlişkileri

Zor zamanınızda yanınızda olan bir arkadaşınız ile sadece işi düştüğünde sizi arayan birine aynı değeri vermek adaletli değildir. Çünkü adalet, emeği ve niyeti gözetir. Eğer siz, sizin için fedakârlık yapan birini görmezden gelip çıkarınıza göre davranıyorsanız, bu adalet değil menfaattir.

     İş Hayatında Adalet

En çok adaletsizlik hissinin yaşandığı yerlerden biri iş hayatıdır.

Çok çalışan bir personelin emeği görülmezken, yönetime yakın olan birinin terfi alması

Performansa bakılmadan maaş artışı yapılması

İzin haklarının kişiye göre farklı uygulanması

Bunların hepsi adaletin zedelendiği durumlardır. Oysa gerçek adalet, objektif kriterlerle hareket etmeyi gerektirir. Başarı varsa ödül de olmalıdır; ancak bu herkes için geçerli olmalıdır.

     Toplumsal ve Kamusal Alan

Bir kamu görevlisinin, tanıdığı birinin işini hızlandırıp diğerine zorluk çıkarması açık bir adaletsizliktir. Aynı şartlara sahip iki kişiye farklı muamele yapılıyorsa, orada adalet değil çıkar ilişkisi vardır.

     Spor ve Taraftarlık

Futbol gibi alanlarda da adalet algısı çoğu zaman menfaatlere göre şekillenir. İnsanlar kendi takımlarına yapılan haksızlıklarda yüksek sesle “adalet” ister; ancak rakip takıma yapılan aynı haksızlık karşısında sessiz kalır. Bu durum, adaletin değil, tarafgirliğin göstergesidir. Desteklediği parti yanlış yapmışsa, kişi adaletten sapmamalı; tarafgirlik yerine hakkaniyeti gözeterek hakikatin peşinden gitmelidir.

     Adalet ve Eşitlik Arasındaki Fark

Adalet çoğu zaman eşitlikle karıştırılır. Oysa adalet, herkese aynı şeyi vermek değildir; herkese hak ettiğini vermektir.

Çalışan iki kişiden biri daha fazla emek veriyorsa, aynı karşılığı almak adalet değil, eşitsizliktir.

Dürüst olan ile olmayanı aynı kefeye koymak, adalet değil haksızlıktır.

Bu nedenle adalet, eşitlikten önce hakkaniyet gerektirir.

     Menfaat ve Adalet İlişkisi

İnsan çıkarının olduğu yerde çoğu zaman objektifliğini kaybeder. Çünkü menfaat, insanın bakış açısını daraltır. Kendi kazancı söz konusu olduğunda kişi, yanlış olanı bile doğru gibi görmeye başlayabilir.

Örneğin:

Haksız bir kazanç elde eden biri, bunu “fırsat” olarak görebilir

Birine ayrıcalık tanıyan kişi, bunu “iyilik” olarak adlandırabilir

Oysa gerçekte bunlar adaleti zedeleyen davranışlardır.

     Menfaatin olduğu yerde adalet çoğu zaman geri planda kalır.

     Toplumsal Adalet Nasıl Sağlanır?

Bir toplumda adaletin sağlanabilmesi için şu unsurların varlığı gerekir:

Hukukun üstünlüğü

Fırsat eşitliği

Gelir dağılımında denge

Şeffaf ve hesap verebilir yönetim

Güçlü bir ahlak anlayışı

Ancak bunların hiçbiri bireyden bağımsız değildir. Çünkü toplum, bireylerin toplamıdır. Birey adil değilse, toplum da adil olamaz.

Sonuç
    Adalet, sadece istemekle gelen bir kavram değildir.
    Adalet, önce insanın kendi davranışlarını sorgulamasıyla başlar.
    Kendimize şu soruları sormalıyız:
    Ben gerçekten objektif miyim?
    Kendi çıkarım söz konusu olduğunda da adil kalabiliyor muyum?
    Başkalarına gösterdiğim tepkiyi, kendime de gösterebiliyor muyum?

Unutmayalım:
     Suçlamak, bahane bulmak ve eleştirmek en kolay yoldur.
     Zor olan ise aynayı kendine tutmaktır.
     Adaletin olmadığı yerde güven olmaz.
     Güvenin olmadığı yerde ise huzur olmaz.
     Bu yüzden adalet, bir talep değil; bir yaşam biçimi olmalıdır.

Her şey gönlünüzce olsun!
Sevgi ve ışıkla kalın!..
Nurgül AYABAKAN
Telif Hakkı©2021 Sevginin Işığı “Şifa”. Tüm Hakları Saklıdır.
Bu yazıyı tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, bedava olarak ve bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (https://sevginin-isigi-sifa.com/) ile birlikte kopyalamaya ve dağıtmaya izin verilmiştir.
 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir