Sevgili okuyucularım,
Bazen farkında olmadan, kendimizi ya da çevremizdeki insanları dış görünüşlerine, yaşam tarzlarına ve şekilsel özelliklerine göre değerlendirebiliyoruz. Özellikle inanç söz konusu olduğunda bu eğilim daha da belirgin hâle geliyor. Oysa herkesin inancı kendine özeldir; kimsenin iç dünyasını dışarıdan bakarak ölçmek mümkün değildir.
Benim düşünceme göre önemli olan şekil değil, insanın iç dünyasıdır. Kalbi, niyeti, vicdanı… Çünkü insanın gerçeği orada saklıdır.
Ne yazık ki birçok insan, başkalarının inancını ve ibadetini dış görünüşe göre değerlendirmeye devam ediyor. Oysa görünürde yapılan her şey, içeridekiyle örtüşmeyebilir. Bunu hayatımda defalarca gözlemledim. Elbette genelleme yapmıyorum, fakat bu durumla sıkça karşılaştım.
Bana göre kalbin ve ruhun temiz olması esastır. Merhamet, dürüstlük ve adalet gibi değerler olmadan yapılan ibadetler, zamanla sadece bir alışkanlığa, bir şekle dönüşebilir. İbadetin özü, insanı dönüştürmesidir; eğer dönüştürmüyorsa, orada eksik kalan bir şey vardır.
Dürüst insan; düşünce ve duygularını açıkça ifade eden, yalan söylemeyen ve sözünün arkasında duran kişidir. Rüzgâra göre yön değiştirmez. Çünkü onun pusulası dış dünya değil, kendi vicdanıdır.
Ama hayatın içinde şunu da görüyoruz:
Dedikodu yapan, yalan söyleyen, iftira atan, hak yiyen insanlar; aynı zamanda ibadetlerini yerine getirebiliyor. Zor durumda olan birine yardım etmiyor ama ahirete inandığını söylüyor. Sizi sevmiyor ama menfaati için sevmiş gibi davranıyor. Sosyal medyada yanınızda, gerçekte arkanızda…
Kendim tanık olduğum bazı örnekler:
• Bir kişi, birlikte olduğu insanın arkasından konuşuyor ama yüzüne karşı dost gibi davranıyor.
• Bir başkası, zor durumdaki akrabasına yardım etmiyor ama ibadetlerini aksatmıyor.
• İbadet eden birinin eşini aldattığını görüyorsunuz. Oysa sevgi ve dürüstlükte aldatma olur mu?
• Verdiği sözü tutmayan ama görünürde “doğru insan” olan kişiler var.
• Vicdanınızla borç veriyorsunuz, sonra inkâr ediliyor.
• İyilik yapıyorsunuz, karşılığı nankörlük oluyor; menfaat bitince bağ kopuyor.
Bir kişi bana şöyle demişti:
“Ben yalan söylemem, çünkü ahirete inanıyorum.”
Buna gülümsedim. Çünkü eğer kalbin gerçekten temizse, dürüstlük bir korkuya ya da şartlara bağlı olmaz. İnsan, sadece bir sonuçtan korktuğu için değil; özü gereği doğru olmalıdır.
Şunu da fark ettim:
İnsanlar çoğu zaman yaptıkları iyilikleri değil, kendilerine yakışanı yaşarlar. İç dünyası karmaşık olanın davranışları da karmaşık olur. Kalbi temiz olanın ise niyeti de yolu da sade olur.
Şifa ve rehberlik için bana gelen bazı kişilerde de benzer durumları gözlemledim. Emeği görmezden gelip her şeyi dışsal sebeplere bağlayabiliyorlar. “Allahın şifası”, “benim duam ve pozitif enerjim ile oldu”, “akıllı davrandı ve davrandım hedeflerime ulaştım”, “şansım açıldı”, “tesadüf oldu” “başkası yaptı”, bunu gibi benzer sözler diyerek sürecin içindeki sorumluluğu almaktan kaçabiliyorlar. Aynı kişiler “imkânım yok” derken, hayatlarında farklı önceliklere rahatça kaynak ayırabiliyor.
İş hayatında da benzer çelişkiler var:
Hata yapıp suçu başkasına atan, ürününü gereğinden pahalı satan, adaletsiz davranan ama ibadet eden birçok insan gördüm.
Bu noktada şuna inanıyorum:
İnsan ister inançlı olsun ister olmasın, asıl mesele kalbinin temizliği ve ahlakının sağlamlığıdır. İnançsız olup da vicdanlı, merhametli ve dürüst insanlar tanıdım. Onların içindeki sevgi, yüzlerine yansıyordu. Çünkü gerçek ışık içeriden gelir.
İbadet, ancak layıkıyla yapıldığında anlam kazanır. Bunun yolu da önce kalbi arındırmaktan geçer. Sevgi olmadan yapılan hiçbir şey tam değildir. Çünkü sevgi varsa zarar vermek olmaz; sevgi varsa adalet vardır, vicdan vardır.
Şunu da unutmamak gerekir:
Ego, sadece belirli bir kesime ait değildir. Kendini aydın, laik ya da farklı bir kimlikle tanımlayan ama aynı şekilde menfaat ve çıkar peşinde koşan insanlar da vardır. Yani mesele sadece inanç ya da inançsızlık değil; mesele insan olabilmektir.
Ve belki de en önemli soru şudur:
Biz gerçekten kim olduğumuzu, yalnız kaldığımızda ortaya koyabiliyor muyuz?
Çünkü insan, en çok kimse görmezken kendisidir.
Son olarak şunu söylemek isterim:
İnançlı olmak ya da ibadet etmek tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan; güzel ahlak, temiz bir kalp ve saf bir ruhtur.
Ben hiçbir zaman insanların dış görünüşüne, inancına ya da ibadet şekline bakmadım ve bakmam.
Ben insanın kalbine bakarım.
Çünkü insanın özü, hakikati orada gizlidir.
Özetle; şekiller gelip geçicidir.
Ama insanın içi, onun gerçek mirasıdır.
Sevgi ve ışıkla kalın!..
Nurgül AYABAKAN
Bu yazıyı tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, bedava olarak ve bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (https://sevginin-isigi-sifa.com/) ile birlikte kopyalamaya ve dağıtmaya izin verilmiştir.