Sevgili okuyucularım,
Hayatınız boyunca şu cümleyi mutlaka duymuşsunuzdur: “Kalbinin sesini dinle.”
Bu söz bize hiç yabancı gelmez, değil mi? Birçok insan “Evet, kalbimin sesini dinliyorum.” der.
Peki gerçekten öyle mi?
İçinize dönüp baktığınızda, hayat yolunda yürürken aldığınız kararların hangisi kalbinizin sesiyle, hangisi zihninizin ya da mantığınızın yönlendirmesiyle oldu? Yaşam boyunca verdiğiniz kararlar gerçekten kalpten miydi, yoksa zihniniz sizi yordu mu?
Sabah uyandığınızda aynanın karşısına geçip kendinize hiç şunu sordunuz mu:
“Bugün kendim için ne yapacağım? Bugün alacağım kararları kalbimin sesiyle verecek miyim?”
İnsanlar “Kalbimle yürüyorum.” ya da “Kalbimin sesini dinliyorum.” dediğinde, aslında o cümlenin içinde yalnızca gerçek sevgi vardır. Kalpte korku yoktur, endişe yoktur, kaygı yoktur. Geçmişe dönüp pişmanlık ya da suçlama da yoktur. Kalp o anı yaşar, söyler ve yoluna devam eder. Bu yüzden kalple alınan kararlarda pişmanlık neredeyse hiç yoktur.
Fakat zihinle ya da yalnızca mantıkla alınan kararlarda çoğu zaman pişmanlık, şikâyet ve suçlama olur. Gelecek için alınan kararlarda ise korku, endişe ve kaygı devreye girer.
Çoğu insan kendisi için değil, başkaları için yaşar. Övülmek, sevilmek, takdir edilmek ve onay almak için kendi özünden uzaklaşır. Çünkü ihtiyaç duyduğu sevgiyi dışarıdan almak ister. Kendini sevebilmek için bile çoğu zaman kendinden fedakârlık eder. Onaylanmak için “evet” der, başkalarının ihtiyaçlarını karşılarken yine kendinden verir.
Burada kalbe sormak gerekir:
Yaptıklarını gerçekten sevgiyle mi yaptın?
Yoksa egonu okşamak, onay almak ya da korkularından dolayı mı?
Günümüzde insanlar kendileri için bir şey yapmaktan çok, başkalarının gözünde nasıl göründükleriyle ilgileniyor. Oysa insan kendini sevmedikten sonra çevrenin sevgisi yetmez. Önce insanın kendi kalbiyle barışması gerekir. Sevgi kendinde bulunmadıkça, onu başkasında aramak boşuna bir çabadır.
Sabah uyandığında, kimsenin sevgisine ihtiyaç duymadan huzurlu bir gün geçirebiliyor musun? Kimse seni aramadan ya da sen kimseyi aramadan o günü içsel bir dinginlikle yaşayabiliyor musun? Zihnin sustuğunda, sadece anın keyfini sürebiliyor musun?
Birçok insan sürekli gelecek planları yapar. Maddi hesaplar, yatırımlar, birikimler… Çocuklara, torunlara bırakılacak mallar… Zihin hiç susmaz. Oysa hayatın hiçbir garantisi yoktur. Geleceğin hesabını yaparken şimdiki anın tadı kaçırılır. İçilen bir çayın bile farkına varılmaz; çünkü zihin hep yarındadır.
Kalple bakıldığında ise gelecek zaten olması gerektiği gibi şekillenir. Çünkü kalpte tek bir duygu vardır: sevgi. Attığınız adımlar sevgiyle atıldığında hafiflik getirir. Ama işin içine korku ve kaygı girerse, sevgi geri çekilir.
İnsanların en büyük korkularından biri parasız kalma korkusudur. İşsiz kalma, güvencesiz kalma endişesi… Daha çok kazanma ve daha konforlu yaşama isteği… Fakat bu korkular zamanla insanın içinde bir yük olur. Yıllar sonra kişi ruhundaki ağırlığı fark eder.
Bazen bu korkular yüzünden insanlar cimrileşir, bencilleşir. Aileler arasında miras kavgaları yaşanır. Çocuklara gelecek hazırlama adına yıllarca stres ve kaygı taşınır. Bugün birçok insan işinde mutsuz, ilişkisinde mutsuz; ama bırakacak cesareti yoktur. Çünkü altında hep aynı soru vardır: “Ya geçinemezsem? Ya daha iyisini bulamazsam? Yalnız kalırsam?”
Oysa insan kalbiyle yol aldığında, hayatın beklenmedik kapılar açtığını görür. Çünkü kalpte gerçek sevgi vardır ve o sevgi insanı doğru yere götürür.
Derler ya: Evdeki hesap çarşıya uymaz.
Kalbinle yürüdüğünde hayatın hafifliğini fark edersin. Zihnini ne kadar gereksiz düşüncelerle yorduğunu görürsün. Sürekli hesap yapan bir zihnin nasıl ağırlaştığını anlarsın.
Bazen sadece camdan gökyüzüne bakmanın bile saatlerce süren bir huzur verdiğini keşfedersin. Kimse olmadan, sadece kendin olarak var olmanın keyfini yaşarsın. Onay beklemeden, takdir aramadan, sevgi dilenmeden…
Geçmişin ve geleceğin yükünü bıraktığında, anın içinde özgürleşirsin. Maskelerinden kurtulursun. Eşine, ailene, çevrene taktığın rolleri bir bir bırakırsın. Gerçek özgürlüğün ne olduğunu o zaman anlarsın.
Kalp yanılmaz. İçinde arınmış bir sevgi vardır.
Elbette kalple yaşamak bir anda olmaz. “Kalbimle yaşıyorum.” demek kolaydır; ama gerçekten kalple yürümek emek ister. Önce kendimizi şifalandırmamız gerekir. Korkularımızı fark edip bırakmamız gerekir.
Olmaz diye bir şey yoktur. Yeter ki isteyelim ve bir adım atalım.
Kalp görür, bilir ve yanıltmaz.
Sevgiyle sarılın.
Yaşam biçiminiz sevgi olsun.
Sevgi ve ışıkla kalın!..
Nurgül AYABAKAN
Bu yazıyı tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, bedava olarak ve bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (https://sevginin-isigi-sifa.com/) ile birlikte kopyalamaya ve dağıtmaya izin verilmiştir.