GÜNÜN FARKINDALIĞI
Peki, ruhsal uyanış nedir? Her şeyden önce bir süreçtir; bir keşif ve açığa çıkma süreci; bir öğrenme ve büyüme, iyileşme ve arınma sürecidir. Varlığımızın tamamını kapsar ve fiziksel, duygusal ve psikolojik düzeylerin yanı sıra ruhsal düzeyde de işler.
– Catherine G. Lucas
Ruhsal uyanış başladığında, kalbin en gizli katmanlarından ilahi bir sessizlik yükselir. Bu sessizlik huzurdur; söze ihtiyaç duymaz. Bilincin perdeleri bir bir aralanır, zaman çizgisel olmaktan çıkar ve varlık, anın ebedi kutsallığında kök salar. Ruh, artık dünyaya gözle değil, kalple bakar; görünmeyeni sezer, duyulmayanı işitir, hakikati sezgisel bilgelikle tanır.
Bu uyanışla birlikte, ruhun titreşimi değişir. Manevi özüyle uyumlanmayan insanlar, ilişkiler ve durumlar kendiliğinden çözülür. Bu bir reddediş değil, doğal bir ayrışmadır. Ego yavaşça geri çekilir; maddi kaygılar anlamını yitirir. Yerine tüm canlılara yayılan derin bir anlayış ve koşulsuz şefkat doğar. Bu hâli yaşayanlar, fark edilmeden fark edilen bir varlık taşır; sessiz bir neşe, dingin bir ışık yayarlar.
Ancak ruhun derinliklerine iniş, yalnızca ışıkla karşılaşmak değildir. Yolculuk derinleştikçe, ruh kendi karanlığıyla yüzleşir. İşlenmemiş yaralar, atalardan taşınan kadim acılar, korkmuş iç çocuk ve gölge benliğin saklı yüzleri birer birer görünür olur. Bu evre, ruhun karanlık gecesidir. Kaçınılmazdır. Arınma bu karanlıkta gerçekleşir; çünkü ışık, ancak karanlık bütünüyle görülüp kabul edildiğinde doğar.
Karanlık gecenin ardından, bilinç yeni bir eşiğe ulaşır. Aydınlanma, bir hedef değil; bir hatırlayıştır. Bu aşamada ilahi sevgi, saf neşe ve her şeyle derin bir birlik hissi ortaya çıkar. Kişi, kendisini yaşamdan ayrı değil, yaşamın kendisi olarak deneyimler. Yeniden doğuş burada gerçekleşir: geçici bir farkındalık değil, varoluşun kökten dönüşümüdür. Ruh, eski kimliklerini bırakır ve özüne geri döner.
Entegrasyon sürecinde bazıları İlahi olanla uzun süreli birlik hâllerine girerken, bazıları daha sessiz fakat sarsılmaz bir huzurla yaşar. “Her şey olduğu gibi mükemmel” bilgisi zihinden değil, doğrudan varoluştan hissedilir. Bu hâl dramatik olmak zorunda değildir; çoğu zaman derinliği, sadeliğinde gizlidir.
Yine de bilinmelidir ki aydınlanma bir vaat değildir. Ona doğru yürünebilir, fakat kapı ancak yaşam tarafından açılır. Bu bir lütuf, bir armağandır. Açıldığında ise varlık sevgiyle dolup taşar; huzur, neşe ve teslimiyet doğal hâle gelir.
Bu aşamada ruh, edindiği bilgeliği saklamak istemez. Paylaşma arzusu, hizmet çağrısı olarak yükselir. Hayat artık “ben” etrafında dönmez; “biz” bilinciyle nefes alır. Kişi, insanlığa ve yaşama katkı sunmanın doğal bir parçası hâline gelir.
Enerji alanı genişler, algı bütünleşir. Yaşam parçalı değil, tek ve canlı bir bütün olarak deneyimlenir. En nihayetinde kişi, kendisiyle, dünya ile ve İlahi olanla derin bir uyum içinde yaşar. Sessizce bilir: Ayrılık hiç olmamıştır.
Sevgi ve ışıkla kalın!..
Nurgül AYABAKAN
