İNSAN İÇ DÜNYASINA GÖRE TERCİH

Sevgili okuyucularım,

Bir insanın etrafında çok sayıda arkadaşının olması, onun çok sevildiği ya da güçlü ilişkiler kurduğu anlamına gelir mi?
Bence hayır.

Asıl önemli olan şudur: Maskesiz, samimi ve hiçbir menfaat gözetmeden yanınızda duran kaç gerçek insanınız var?

Toplumda yaygın bir kanaat var. Etrafında çok arkadaşı olan insanlar “sosyal”, az arkadaşı olanlar ise “iletişimi zayıf” olarak etiketleniyor. Oysa bu bakış açısı oldukça yüzeysel. İnsan, başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurmadan önce kendini tanımalı. Kendini tanımayan birey, yaşadığı her sorunda suçu kolayca karşı tarafa yükler. Halbuki sağlam ilişkilerin temeli, insanın kendi iç dünyasını tanımasıyla atılır.

Genelleme yapmak istemem ama birçok insan yalnız kalmamak adına kalabalıklar yaratır. Oysa az sayıda arkadaşa sahip olmak çoğu zaman tavizsiz bir samimiyetin ve kendine sadakatin göstergesidir. Filtre­siz ve maskesiz şekilde kendisi olabilen insan sayısı sanıldığından çok daha azdır. Çoğu insan, farkında bile olmadan başkalarını memnun etmeye, onay almaya ve toplumsal beklentilere uyum sağlamaya çalışır. Onaylanma arzusu, modern insanın en güçlü güdülerinden biri hâline gelmiştir.

Az arkadaşı olan insanlar genellikle kendi değerlerine sadıktır. Çoğunluğun gürültüsüne kapılmadan, kendi iç pusulalarının izinden giderler. Bu bir bağımsızlık hâlidir. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmiş insanlar, kararlarını başkalarının etkisiyle değil, kendi iç merkezlerinden alır. Buna karşılık bazı insanlar, arkadaşlarına bağımlı yaşar ve hayatlarını toplum baskısıyla şekillendirir.

Gerçek anlamda bağımsız olan insan, hayatının sorumluluğunu üstlenir. Özgürlüğü dış dünyada değil, kendi içinde bulur.

Yalnızlık ise çoğu zaman yanlış anlaşılır. “Bu kişinin arkadaşı yok” yargısı hemen yapıştırılır. Oysa yalnızlık bir eksiklik değildir; insanın kendi iç kaynaklarıyla yeniden bağ kurabilmesi için gerekli bir alandır. İnsan yalnız kaldığında kendini daha iyi tanımaya başlar.

Yalnızlık, etrafınızda kimse olmadığı için değil; içinizde size eşlik eden bir şey olmadığında acı verir. Çok sevdiğiniz bir kitabı okurken, negatif enerjisini bildiğiniz bir arkadaşınız sizi aradığında, sırf “hayır” diyememek ya da yalnız kalmamak korkusuyla kitabı bırakıp onunla buluşuyorsanız, burada zoraki bir ilişki vardır. Bu tür arkadaşlıklar insanın kendi özgürlüğünü sessizce kısıtlar.

Bazı insanlar arkadaş sayısıyla övünür. Oysa gerçek arkadaşlık, birlikte derin ve bilge bir merkezi keşfedebilmektir. Az arkadaşa sahip olmak çoğu zaman kibirle karıştırılır; halbuki bu, derin bir bilgelik olan seçiciliktir.

Seçici insanlar, yalnızlık korkusunu bastırmak için rastgele ilişkiler kurmaz. Ruhlarına, değerlerine ve yaşam yollarına gerçekten uyan insanları bilinçli olarak seçerler. Samimiyetsiz ilişkiler insanı beslemez, yalnızca yorar. Pek çok kişi sırf yalnız kalmamak için sığ ve hatta zehirli ilişkilerde yıllarca kalırken, seçici insanlar ne istediklerini bilir. Kimin enerjisinin iyi geldiğini sezgisel olarak fark ederler. Net değerleri, sağlam sınırları ve tavizsiz bir dürüstlük anlayışları vardır.

Carl Jung’un dediği gibi:
“Gösterişli bir topluluk, gerçek bir yoldaşlığın yerini asla tutamaz.”

Bu seçicilik, bir kibir değil; öz koruma biçimi ve içsel gücün en net göstergesidir.

Hayatınızda gürültü yapan yüzlerce insan yerine, sizi destekleyen ve ışık veren birkaç gerçek insanın olması çok daha değerlidir. Nasıl ki yemek yaparken çok sayıda kalitesiz malzeme yerine az ama en taze ve kaliteli ürünler tercih edilirse; az arkadaşı olan insan da sosyal ilişkilerine aynı özeni gösterir. Çevresi küçüktür ama içindekiler yerlerini gerçekten hak eder. Bu yüzeysellik değil, derinliktir.

Az arkadaş, derin bir iç gözlem yeteneğini de beraberinde getirir. Çoğu insan sürekli dışa odaklıdır: sosyal medya, alkışlar, trendler ve başkalarının hayatları… Oysa kendi içine bakabilen insan, içsel hazinelerini keşfetmeyi bilir.

Bu iç gözlem, insanın kendini acımasızca yargılaması için değil; anlaması ve büyümesi içindir. Kendi güdülerini, arzularını ve davranışlarını dürüstçe analiz edebilen insan olgunlaşır. Diğerleri hayatın vadisinde kalırken, bu insanlar sanki bir dağın tepesinden dünyaya bakar gibi daha geniş, daha net ve daha derin bir perspektife sahip olurlar.

Beğenilme arzusu ise çoğu zaman yanlış arkadaşlıklara kapı aralar. Bir noktadan sonra bazı insanlar, sosyal medyadaki takipçi ve beğeni sayılarıyla var olmaya başlar. İnsanları hayatımızda tutma sebebimiz gerçekten bağ kurmak mı, yoksa onaylanmak mı?

Gerçek arkadaşlık, gerçeği duyabilme cesaretinde saklıdır. Bir arkadaşınız sizi kendi hatalarınızla yüzleştirdiğinde verdiğiniz tepki çok şey anlatır. Eğer kişi gerçeği kabul edip sizinle yola devam edebiliyorsa, işte orada derin bir bağ oluşur. Ancak yalnızca övgü bekleyen ve yüzleşmeden kaçan ilişkiler, en baştan yüzeysel kalmaya mahkûmdur.

Her şey gönlünüzce olsun!
Sevgi ve ışıkla kalın!..
Nurgül AYABAKAN
Telif Hakkı©2021 Sevginin Işığı “Şifa”. Tüm Hakları Saklıdır.
Bu yazıyı tümü olmak şartıyla, değiştirilmeden, bedava olarak ve bu telif hakkı uyarısı ve internet bağlantısı (https://sevginin-isigi-sifa.com/) ile birlikte kopyalamaya ve dağıtmaya izin verilmiştir.
 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir